Toz mamaları sürekli kullanmayın, bebeğin gıdasını evde hazırlayın


Hazır bebek mamaları, kolay hazırlanması, steril olarak kavanozlarda durması ve kalan kısmın tekrar kapatılıp buzdolabında saklanabilmesi açısından anneler tarafından özellikle tercih ediliyor.

Hazır mamalarda genellikle eklenmiş tuz ya da kimyasal maddeler bulunmuyor. Şeker veya katkı maddeleri de tek cins gıda içeren mamalara nadiren ekleniyor. Çocuk Gelişim Uzmanı Çiğdem Yıldız, hazır mamaların tat ve içerik bakımından standartlara uydukları sürece güvenle kullanılabileceğini söyledi. Yıldız, hazır gıdaların katı besinlerin verilmeye başlandığı ilk aylarda çok avantajlı olduğunu dile getiriyor. Ancak, bebek gıdası diye satılan her şeyin sağlıklı olamayacağına dikkat çeken Çiğdem Yıldız, “Bebeğinize hazır gıda alırken etiketleri iyice okuyun. Şeker, tuz, modifiye edilmiş nişasta ve diğer koyulaştırıcılar, hidrojenlendirilmiş yağ, monosodyum glutamat (MSG), kimyasal koku ya da renk koruyucular ve renklendiriciler içeren gıdalardan sakının. Bazı puding ve kremalarda yumurta vardır. Eğer bebeğiniz henüz yumurta yememişse bunlardan kaçının.” önerisinde bulundu.

Anında kullanılmak üzere kurutulmuş satılan bebek gıdaları (mama tozları), büyük kolaylık sağlıyor. Açıldıktan sonra dolapta saklanması gerekmediğinden seyahatlerde çok işe yarıyor. Ayrıca sudan başka şeylerle karıştırılarak besin değeri artırılabiliyor. Ancak kurutulmuş mamalar, bebeğin ihtiyacı olmayan kısmen hidrojenlenmiş bitkisel yağ ve nişasta içeriyor. Bu sebeple sürekli kullanım açısından tavsiye edilmiyor. Eğer zamanınız varsa bebeğinizin gıdalarını evde kendi başınıza hazırlayabilirsiniz. Yalnız şu noktalara dikkat etmelisiniz:

Yeni bir gıda verecekseniz bunu başka şeylerle karıştırmadan sade hazırlayın. Böylece bebeğinizin bu besine karşı alerjisi olup olmadığını kontrol edebilirsiniz. Hazırladığınız mamaya şeker ya da tuz eklemeyin. Ne pişirirken ne de sofrada bebeğinizin gıdasına yağ ekleyin.

C vitaminini tahrip edebildiğinden bakır kaplarda pişirmeyin. Asitli gıdaları (domates gibi) alüminyum kaplarda pişirmeyin. Çünkü az miktarda alüminyum çözünerek gıdalara karışabilir.

Sebzeleri buharda, basınç altında veya susuz ortamda pişirin. Patatesleri kabukları ile pişirin ve kabuklarını daha sonra soyun.

Karbonat kullanmayın, gıdanın içindeki mineral ve vitaminleri boşaltabilir. Baklagilleri geceden ıslatmayın. Aynı gün iki dakika kaynattıktan sonra bir saat boyunca dinlenmeye bırakın ve aynı suda pişirin.

Bebek en az 6 aylık olana kadar, sunduğunuz gıdaları iyice püre haline getirin. 4-6. aylarda yumuşak, topaksız, yarı sıvı püreler verin. 6-7. aylarda ince kıyılmış veya rendelenmiş besinler verin. Bir sıvı ya da yoğurtla sulandırılın. Ancak şekerli bisküvi, kek, krema, pasta ve kızartma vermeyin.

Yedinci aya geldiğinizde sıkılmış sulu gıdalara göre biraz daha dişe dokunur kıvamda ezilmiş ya da kaba püre halindeki gıdaları verebilirsiniz. Bu aylarda küçük parçalar halinde iyi pişmiş kırmızı et, tavuk eti veya yumuşak balık eti yedirebilirsiniz.

Doktorunuzdan onay aldıktan sonra yumurta sarısına başlayın. Alerjik olan yumurta akı için biraz daha beklemeniz gerekecek. Bununla beraber aynı öğünde demir emilimini kolaylaştırması için C vitamini içeren bir gıda daha sunun.

Bazı bebekler yedi aylıkken ekmek ve bisküvi de alabilir. Boğazına kaçma tehlikesini önlemek için ekmeğin içini verin. 9. ayda sağlıklı yemek alışkanlığını kazandırmak için ekmeği mümkün olduğunca kepek ve çavdar olarak tercih edin. Tatlı ile tanıştırmayın. Tatlı besinleri ne kadar geç verseniz o kadar iyi olur. Köy peyniri veya sade yoğurdu muzla karıştırarak verin.

Onuncu aya geldiğinizde evde yenen hemen her şeyi bebeğiniz de yiyebilir. Yalnız pişirirken yemeklerin tuzsuz olmasına dikkat edin. Yine haşlanmış ve ayıklanmış sebzeleri gevelemesi için eline verebilirsiniz.

11-12. aylarda bebeğinizin her ısırığını sayın. Bebeğinizin sınırlı bir kapasite ve doyma noktaları vardır. Bu sebeple vereceğiniz her lokmanın onun için besleyici olmasına ve boşa yer kaplamamasına özen gösterin. Öğün atlamayın. Meyve, sebze ve tahıl ürünleri gibi kalorisi az ama besin değeri yüksek besinleri verin. Ailece yeme alışkanlığı edinin.

12-18. ay arası çocuğa verilecek besinlerin kolay çiğnenebilen ve yutulabilen cinsten olmasına dikkat edin. Sosis, fıstık, üzüm, küçük şeker gibi maddeleri vermemeye çaba gösterin. Toplam enerji alımının yüzde 60′ının karbonhidrat, yüzde 25-30′unun yağ ve yüzde 10-15′inin protein şeklinde olması gerektiğini unutmayın.

ZAMAN

Anne sütü koruyucu


Anne sütüyle beslenen bebeklerde, ishal, kulak enfeksiyonları, astım, alerjik ve solunum sistemi hastalıklarının çok daha az görüldüğü, anne sütünün bebekleri bazı görme kusurları ve bakteriyel menenjite karşı koruduğu belirtildi.

Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü’nce yapılan açıklamada Türkiye’de bebek ve çocuk ölümlerinin önemli bir bölümünün, korunabilir hastalıklar nedeniyle meydana geldiği ifade edildi. Anne sütü, bağışıklama takvimine uygun olarak yapılan aşılar ve düzenli hekim kontrolünün, bebek ve çocukları ölümlere yol açan birçok hastalıktan koruduğu vurgulanan açıklamada, hamilelik süresince düzenli hekim kontrolüyle anne ve bebeği etkileyen hastalık ve durumların önceden fark edilerek önlem alınabileceği kaydedildi. Anne sütü içerdiği yüze yakın yararlı maddeyle, bebekler için “ilk 6 ay mükemmel tek besin olma” özelliğini taşıyor. Bu nedenle anne sütüyle beslenen bebekler hastalıklara karşı daha dirençli oluyorlar. Anne sütü, bebeklerin normal büyümesi ve gelişimini sağlayacak en ideal yapıdadır. Hiçbir yiyecek ve içecek, anne sütünün yerini tutamaz.

Cihan

Aile ziyaretleri, gençlikteki sosyal kaygıları azaltıyor


Sosyalleşme doğumdan itibaren başlayıp hayat boyu devam eder. Kişilik gelişimi kişinin çevresiyle iletişimine ve gördüğü modellere bağlı olduğu gibi sosyalleşme de kişinin çevresiyle etkileşimi sonucu gelişir.Çocuğun büyükleriyle beraber olması kadar yaşıtları ile görüşüp oynaması da sağlıklı bir sosyal gelişimin temellerinin atılması için önemlidir.Sosyal ilişkilerin, kişinin pek çok temel ihtiyacının giderilmesi yanında bireyin kendisini ifade edebilmesi, kendisine güveninin artması, başka insanları örnek alarak kendisini geliştirmesi, eksiklerini görerek düzeltmesi gibi pek çok işlevi vardır.Bireyin gelişmesinde doğumdan itibaren kritik evreler vardır. Çocukluktan gençliğe kadar bireyin, hayatın her döneminde edineceği özellikler ve kazanacağı beceriler farklıdır. Bu sebeple sosyalleşmenin kesintisiz olması gerekir. Ergenlik dönemi gencin belli dönemlerde iç dünyasına çekilmeyi veya aile ve akrabalarla biraz daha mesafeli olup arkadaşlarıyla daha çok vakit geçirmeyi tercih ettiği bir dönemdir. Küçükken anne-babasıyla aile, akraba, dost ziyaretlerine gitmek için can atan gencin ergenlikle birlikte evde kalmayı tercih ettiği çok görülür. Bu, gencin; aile, akrabalar, okul, komşular, televizyon, kitaplar gibi pek çok kaynaktan veri elde ettiği, bazen birbiriyle çakışan bilgileri özümsemeye çalıştığı, zihninde beliren yeni sorularla yeni arayışlara ve araştırmalara yöneldiği ve belki de farkında olmadan kendi değerlerinin, fikirlerinin ve kendine has kişiliğinin oluştuğu dönemdir.Yalnız kalmasına da fırsat verinBu sebeple zaman zaman yalnız kalmak istemesi yadırganmamalı, hatta biraz da buna fırsat verilmelidir. Bununla beraber gencin tamamen kendi dünyasına çekilmesine göz yumulmamalıdır. Bunun için genci, ailece gidilen ziyaretlerin bir kısmına gitmeye ve onlar ziyarete geldiği zaman ev sahipliğinde etkin rol oynamaya teşvik etmek ve bazı sorumluluklar vermek gerekir. Zira ergenlik döneminde hormonların değişmesi, ÖSS heyecanı, eğitim veya iş amacıyla aile çevresinden uzaklaşma gibi nedenlerle artan kaygı düzeyi başka psikolojik nedenlerle de birleşerek bazı gençlerde sosyal kaygıyı artırmaktadır.İlköğretim döneminde sosyal ilişkilerde çok rahat olup da lise ve üniversitede sosyal kaygıları artan, toplum içinde, bilhassa hocalarının ve diğer yetişkinlerin yanında daha çok heyecanlanan ve rahat konuşamayan gençler oldukça çoktur. Sosyal ilişkileri fazla olan, aile ve dost çevreleri geniş olan, yapılan ziyaretlere katılan ve sohbet ortamlarından uzak kalmayan gençlerde ise bu tür problemler çok daha az görülmektedir. Bununla beraber ailelerin, gencin bu ziyaretlerde yalnız kalmasını önlemeye çalışmaları, daha sonraki ziyaretlere daha istekli katılmalarında yararlı olur. Zira sosyal kaygısı yüksek gençler ergenlik döneminde, aile ziyaretlerinde ilgisizlikten sıkılıp bu sebeple evde kalmayı tercih ettiklerini ifade ediyorlar.S.H. diyor ki, “Annem ve babam sık sık çok fazla sayıdaki akrabalarımızı ziyarete gider, beni de birlikte gelmek için zorlarlar. Bazen ben de gitmek isterim. Fakat ziyarete gittiğimizde ya herkes ikili üçlü gruplar halinde birbiriyle konuşur, ben yalnız kalırım ya da birlikte konuşulan konular beni ilgilendirmeyen mevzular olup bundan sıkılırım. Ben de bir daha bu sıkıntıya katlanmamak için gitmek istemiyorum.”Tabii ki aynı ortamda kendisine arkadaş bulabilen, gruplar oluşturup oyunlar oynayan ve kendi aralarında sohbet edebilen gençler de vardır. Bununla beraber büyüklerden ilgi bekleyen, değer görmek isteyen biraz çekingen gençlerin hassasiyetlerine karşı duyarlı olmak ve onları ilgisiz bırakmamak, her konuda olduğu gibi akraba ziyaretlerinde de aşırılıktan kaçınmak genci iç dünyasına çekilmekten koruyacaktır. Gencin her dönemde olduğu gibi bu dönemde de yetişkinlerle beraber olmaya ihtiyacı vardır.Zira gençlerin çoğu kendi arkadaş çevrelerinde rahat konuşurken, yetişkinlerle diyaloglarında kaygı duyarlar. Yetişkinlerle görüşme fırsatı bulan gençler, onların tecrübelerinden yararlanacak, düşüncelerini onların arasında ifade etmeye fırsat bulacak ve bu konuda daha fazla deneyimli olacaklardır. Aile, akraba ve dost ziyaretleri, kuzenler ve akran gençler gibi gencin kendi seçtiği arkadaş çevresinden farklı çevrelere sahip gençlerle görüşmesine de fırsat verir. Böylece gencin farklılıkların farkında olmasında ve hadiselere daha geniş perspektiften bakmasında etkili olur. Aynı zamanda üniversite ve iş hayatında katıldığı gruplarda daha az kaygı duymasına yardımcı olur.

ZAMAN

Oyuncaklar çocukların yaşlarına göre seçilmeli


Çocukların kişiliklerinin gelişiminde çok önemli olan oyuncakların, onların yaşlarına göre seçilmesi gerektiği belirtildi.

Merkezi İstanbul’da bulunan Oyuncakçılar Derneği (OYDER) Başkanı Siruz Leki, anne ve babaların çocukları için yararlı olacağını düşünerek, kendilerinin hoşuna giden, cazibesine kapıldıkları birçok oyuncak aldıklarına dikkat çekti. Leki, oyuncak alırken en önemli unsurun, çocuğun yaşı, gelişimi ve ona sağlayacağı fayda olması gerektiğini ifade etti. Çocuklar için büyük öneme sahip olan oyun malzemeleri, çocukların oynarken hem eğlenmesine hem de renk, boyut, biçim, şekil gibi kavramları öğrenmelerine yardımcı olur. Çocuklar arkadaşlarıyla birlikte oyun oynarken paylaşmayı, beklemeyi, işbirliği yapmayı da öğrenirler. Ayrıca çocuklar, ellerine geçen oyuncakları bozarak, kırarak, parçaları ayırıp birleştirerek hem meraklarını giderirler hem de objelerin özelliklerini inceleyerek dünyayı keşfederler. Okulöncesi çocukların oyuncaklara ve oyun materyallerine karşı büyük ilgilerinin bulunduğuna, ayrıca bu dönemde artan bir yaratıcılık, yetişkine benzeme ve taklit çabalarının da olduğuna işaret eden Siruz Leki, “Bu dönemde, üzerinde durulması gereken bir başka konu da çocukların gelişimlerine katkısı olmayan pahalı ve süslü oyuncakların yerine, yaşlarına ve gelişim düzeylerine uygun, uyarıcı oyuncakların tercih edilmesidir. Yetişkinler gereğinden fazla oyuncak alarak, onların tüm gereksinimlerine cevap vereceklerine inanırlar. Önemli olan, oyuncağın çokluğu değil, nitelikli olmasıdır.” diye konuştu.

ZAMAN

Diş fırçalamayı eğlenceli hale getirin


Türkiye’de çocukların dişlerine verilen önemin, Batı’daki bazı ülkelerde ‘daha fazla verim alınması amacıyla’ koyunların dişlerine verilen önemden daha az olduğu savunuldu.

Diş sağlığının, düzenli beslenmenin sağlanabilmesi açısından büyük önem taşıdığını söyleyen Gürcükapı Diş Kliniği Sorumlu Hekimi Mahmut Kırmıç, gelişmiş ülkelerde diş sağlığına gereken önemin fazlasıyla verildiğini, bunun da küçük yaşlarda başladığını belirtti. Kırmıç, bu sebeple çok sayıda Avrupa ülkesinde diş çürüğü oranının oldukça düşük olduğunu belirterek, İngiltere gibi bazı ülkelerde; insanların yanı sıra koyunların bile ağız sağlığına çok dikkat edildiğini vurguladı. Türkiye’de ise ağız ve vücut sağlığı için büyük önem taşıyan diş sağlığına gereken özenin gösterilmediğini ifade eden Kırmıç, diş çürüğü oranının inanılmaz boyutlarda olduğunu savundu. Dişlerini kontrol ettirmek için gelen çocukların büyük bölümünde çürükler tespit ettiklerini belirten Kırmıç, ailelerin bu konuya çok bilinçsiz yaklaştıklarını iddia etti. Kırmıç, diş bakımının zahmetli bir iş gibi görülmemesi gerektiğinin altını çizerek, çocukların diş sağlığına özen göstermesinin sağlanmasını, ancak bunun zorla değil örnek olacak şekilde anlatılması gerektiğini anlattı.

Çocuklar her konuda büyüklerini örnek alırlar. Eğer bir evde ebeveynler sürekli diş fırçalıyor ve ağız sağlığına dikkat ediyorsa, çocuklar da bunu örnek alarak dişlerine özen göstermeyi küçük yaşta öğrenir. Bunun yanı sıra ağız sağlığı için kullanılan malzemeler sık aralıklarla değiştirilerek çocuklar diş bakımına teşvik edilebilir. Günde en fazla 5 dakika alan diş bakımı zahmetli bir iş gibi görülmemeli. Diş sağlığının sağlanması için ailelerin bilinçlenmesi, diş fırçalamanın eğlenceli hale getirilmesi gerekir.

Özellikle kırsalda yaşayan ailelerin diş sağlığını hiç önemsemediğine vurgu yapan Kırmıç, bu ailelerin veriminin düşmemesi için koyunların diş sağlığına çocuklarınkinden daha fazla önem verdiğine vurgu yaptı.

ZAMAN

Ergenin en önemli ihtiyacı; ilgi ve anlayış


“>Ergenlik dönemi, hayatın en önemli dönüm noktalarından biridir. Ergen, bir yandan kendisini, kendi kimliğini arar; öte yandan da hayatın anlamını sorgular, kendisine bir hayat felsefesi oluşturmak ister.Bu süreçte ihtiyaç duyduğu çok önemli iki şey vardır: Anlayış ve ilgi.Ebeveynlerin ergenlik dönemindeki çocuklarına yaklaşımları, çocuğun kişiliğinin şekillenmesinde oldukça büyük rol oynar. Bu nedenle de aileye düşen görev bu süreçte çocuklarını daha iyi tanımak ve sorunların üstesinden beraberce gelmeye çalışmak olmalıdır. Ergenler, bu dönemde sadece iç çatışmalar yaşamazlar. İç çatışmaların yanı sıra aile ve ergen arasında da birtakım sorunlar baş gösterir. Sevgiyi, anlayışı, ilgiyi değerli ve etkin kılacak olan anne baba otoritesidir. İlgi, otoritenin iptal edilmesi değil, yeniden düzenlenmesidir. Sorun bir otoritenin varlığından doğmaz, işleme tarzından doğar. Otorite-ilgi ilişkisinde iki portreden özellikle söz etmeliyiz: Bunlardan biri “oğlumla-kızımla ilgileniyorum, ona yakınım” gerekçesiyle anne baba otoritesini zayıflatan, bazen yok eden anne babalardır. “Çocuklaşan-gençleşen” anne babalar gençlere pek de sempatik gelmemektedir. Onların ihtiyacı tıpkı kendileri gibi yeni bir arkadaş değil, anne babadır. Ne var ki “çocuğumla arkadaşım” anlayışını aşırı yorumlara götürüp “gençleşen” anne babalara en az baskıcı anne babalar kadar sık rastlanmaktadır. Gençler birer arkadaş olma düşüncesini abartan, bunu tavırlarına fazlaca yansıtan anne babalar için şöyle düşünüyorlar: “Onlardan çok utanıyor, sıkılıyoruz.” Anne baba olma otoritesini kaybetmiş “arkadaşlığın” genç için bir değeri yoktur. Otoritenin ortadan kalkması en az otoritenin baskısı kadar rahatsız edicidir. Gençler otoriteyle çekişmeyi severler.İlgisizliğin ilgisi şunu söyler: “Hiçbir şeyine karışmıyoruz, daha ne istiyorsun?” Oysa gencin istediği bu değildir. O daha çok, karışma biçimine itiraz eder.İkinci portre; otoriteyi abartan anne babalardır. Burada yanlış bir otorite felsefesi vardır. Bu anne babalar otoritelerini korumak için gençten uzak kalmayı düşünürler. Çocuk, ergenlik çağına girip ilk taşmaları gösterdiğinde anne ya da baba, “ne kadar az konuşur, ne kadar uzak durursam sözümü o kadar dinletirim” fikrindedir. Bu otorite anlayışı gencin ihtiyacı olan ilgiyi tamamen ortadan kaldırır. O. Spurgeon, otorite için çocuklarından uzaklaşan anne babaların aslında kendilerine güveni olmayan anne babalar olduklarını söyler. Bazen gençle ilgilenmek görevinin anne baba tarafından birbirlerine devredildiği görülür. Baba, “annesi ilgileniyor” derken anne de “babası ilgileniyor” düşüncesindedir ve ilgi hep ihtimal olarak kalır.


Recep Şükrü Apuhan

*Eğitimci, yazar

Çocuklarınıza yaptığınız her duygusal şantaj hasara yol açar


Birçok anne çocuklarına, “Canımdan bezdirdiniz, yataklara düşeceğim”, “Konuşmayın benimle, ben sizin anneniz değilim”, “Ben ölürsem kime anne diyeceksiniz bakalım” sözleriyle duygusal şantaj yapar.

Anne-baba olmak maddi ve manevi fedakarlık isteyen zor bir meslek. Yüce Yaratıcı’nın emaneti olan çocuklarınızın hem fiziksel birtakım ihtiyaçlarını karşılayacaksınız hem de duygusal gereksinimlerine cevap vereceksiniz. Modern çağın getirmiş olduğu birtakım yaşam stresleriyle gerginleşen ilişkilerde, soğukkanlı, sabırlı, eğitimli anne-babalar bile zamanında yapılan uyarılara aldırmayan, içinden gelen coşkun duygularını yaramazlıklarıyla birleştiren afacan çocuklara zaman zaman yüksek sesle çıkışmak, bağırmak ve birtakım fiziksel şiddet uygulamak durumunda kalabiliyor. Çocuklar yaramazlık yaptığında kimi ebeveynlerin çocuğun poposuna şefkatli bir kuvvet uygulamaları mazur görülebilir; ancak bunun dışındaki çocuğa uygulanan aşırı fiziksel şiddet ağır dramatik sonuçlar doğurabilir. Anne babaların üzerinde durması gereken diğer bir konu da çocuğa uygulanan duygusal şiddet. Çocuk yediği bir tokadın acısını kısa bir sürede unutabilir, oysa çocuğun maruz kaldığı duygusal şiddet, fiziksel şiddetten çok daha ağır sonuçlara yol açabilir.

Duygusal şantaj çocuk üzerinde ne tür sonuçlar doğurur?

Duygusal şiddet, ebeveynlerin çocuklarına olan sevgilerini silah olarak kullanmaları, sevgi göstermemeleri, aşağılama, devamlı eleştirme, başkalarının önünde küçük düşürme, tehdit, gururunu incitme gibi ruh sağlığını bozucu eylemler duygusal şiddet kapsamındadır. Çoğu annenin ağzından dökülen şu cümleler, çocuğa yapılan duygusal şantaja iyi birer örnek:

“Beni üzün siz! Annesiz kalırsanız görürsünüz”, “Canımdan bezdirdiniz, yataklara düşeceğim”, “Konuşmayın benimle, ben sizin anneniz değilim”, “Ben ölürsem kime anne diyeceksiniz bakalım, üvey anne elinde büyürseniz değerimi anlarsınız” gibi sürüp giden yalvarmalar ve yakınmalarla kısa bir süre için çocuğunuzu tedirgin ederek uslandırabilirsiniz. Ancak uzun vadede bu tür yanlış disiplin uygulamaları çocuğun ahlak ve vicdan gelişimini olumsuz etkiler. Özellikle Yüce Yaratıcı’nın ismiyle çocukları korkutmak kalıcı tedirginliklere sebep olur. “Allah her yaptığını görür, cehennemin alevleri içinde yanarsın, ağzın yüzün çarpılır taş olursun” gibi sözler küçük çocukları çok ürkütür. Allah (cc)’ı acımasız bir varlık olarak tanırlar.

Tıpta en değerli tedavi yöntemlerinden biri rahatsızlığı önlemektir, koruyucu hekimlik yapmaktır. Mesela aşı en iyi ilaçtır. Rahatsızlık, ortaya çıkmadan engellenir. Burada da aynı durum söz konusu. Öncelikle ebeveynlerin bilinçlenmesi gerekiyor. Bunun için ailede çocuğun güvenlik ihtiyacı karşılanmalı. Çocuk seviliyorsa ve bunu da ona hissettiriyorsanız, genel olarak uyumlu, hoşgörülü düzgün bir insansanız kızgınlık anındaki tepkileriniz fiziksel olabilir. Bunun için kendinizi suçlamanıza gerek yok. Bunun dışında kendini tutamayan, her defasında fiziksel ceza uygulayan ve öfkesini kontrol edemeyen ebeveynler yıkıcı olabiliyor. Bu durumda üçüncü şahıslardan yardım gerekebilir. Bunun için aileler, danışmanlık hizmetleri veren rehberlik araştırma merkezleri, halk eğitim merkezleri, okulların psikolojik danışma ve rehberlik servisleri, çeşitli sivil toplum kuruluşlarından yararlanabilirler.

* Adana Özel Özgören liseleri psikolojik danışmanı

ZAMAN

Banyo, anne-bebek arasındaki sevgi bağlarını geliştiriyor


Banyonun anne ile bebek arasındaki sevgi bağlarını geliştirdiğine dikkat çeken Dr. İshak Çalışkan, “Bu yüzden bebek sahibi annelerin banyo yaptırırken bazı kuralları bilmesi gerekir.” dedi.Uzmanlar, banyonun anne ile çocuğun arasındaki sevgi bağlarının gelişmesinde çok önemli olduğunu belirterek, bunun için de annelerin banyo yaptırırken bazı kuralları bilmesi gerektiğine dikkat çekti. Bebeklerin banyo sürelerinin oldukça kısa tutulmasını söyleyen uzmanlar, banyo süresinin 7-8 dakikayı geçmemesini önerdi. Bebeklerin ciltlerinin çok hassas olduğu için kolay üşüdüklerini ve ısı değişikliklerine hemen alışamadıklarını belirten Çocuk Hastalıkları Uzmanı Doktor İshak Çalışkan, bebeklerin ciltlerindeki koruma fonksiyonu gelişmediğinden dolayı, ciltlerinin çabuk nem kaybettiğini, bu yüzden banyo yapılacak suyun sıcaklığının vücut sıcaklığından 5 derece daha düşük olması gerektiğini söyledi. “Banyo suyu sıcaklığı 32-36 derece olmalıdır.” diyen Çalışkan, “Oda sıcaklığının ise yaklaşık olarak 22-24 derece olması gerekir. Bebeklerin tenlerinde henüz yeteri kadar yağ tabakası oluşmadığı için bebekler çabuk üşür. Bu sebeple banyo süresinin kısa tutulmasıyla beraber çocuk serbest yıkanmalıdır.” dedi.Bebeğinizi mutlaka karnı açken ya da beslenmeden 2 saat sonra yıkayın. Çünkü tok karnına yıkadığınızda midesinde sıkışma yapıp kusmasına neden olabilirsiniz. Suyun sıcaklığına dikkat edin ve sıcaklığını elinizle mutlaka kontrol edin. Küvette ya da plastik leğenlerde suyun derinliği 10 santim olacak şekilde suyu hazırlayın. Bebeğin cildine uygun, gözlerini yakmayan bebekler için özel hazırlanmış temizlik ürünleri kullanın.Bebeğinizi yıkarken vücudundan başlayın. Başını en son yıkayın. Çünkü bebekler ısıyı en çabuk başlarından kaybederler. Bebeğin ön kısmını yıkarken baş, omuz ve sırtını bir elinizle destekleyerek poposunu küvete oturtun. Sırtını yıkarken bebeği çenesinin altından, sıkmayacak şekilde parmaklarınızla kavrarken vücudunu aynı elinizin kol kısmıyla destekleyin ve yarı dik olacak şekilde tutun. Başını yıkarken yüzüstü olmasına ve kulaklarına su kaçmamasına dikkat edin. Göbek kordonu düşene kadar bebeğinizi küvete yatırmadan, üzerine su dökerek, kordonu düştükten sonra ise küvete yatırarak yıkayabilirsiniz. İmkanınız varsa yanınızda bir yardımcı bulundurun.Bebeği kurulamak için mutlaka 2 havlu bulundurun ve bu havluların ailenin diğer fertleri tarafından kullanılmamasına özen gösterin, çünkü çocuğa ailenin diğer fertlerinden hastalık geçebilir. İlk havlu ile bebeğin vücudunu kuruladıktan sonra bebeğinizi giydirene kadar ikinci havlu ile sarılı tutun. Çünkü vücudundaki suyu emen ıslak havlu bebeğinizin üşümesine ve hızla ısı kaybetmesine neden oluyor. Bebekler üşüdüklerinde ısılarını tekrar kazanmak için enerji harcıyorlar ve bu da kilo alımını yavaşlatıyor. Giydirmeden önce bebeğinize bebek kremi ile masaj yaparak hem bebeğinizin gelişimine yardımcı olun hem de aranızdaki bağı kuvvetlendirin.

ZAMAN

Sınavlara hazırlık sürecinde çocuğunuza sevginizi hissettirin


Sınavlara hazırlık sürecinde ve sınav zamanlarında öğrenciler gergin olur. Sevgiye, şefkate, merhamete her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyar.

Aile, sınav zamanında öğrenciye karşı daha anlayışlı olmalı, onu anlamaya çalışmalıdır. Onun yaşadığı gerginliği artırmaktan çekinmelidir. Ailesinin desteğini hisseden öğrenci, sınavlarda daha başarılı olmaktadır. Ailenin öğrenciye sınav zamanında yeterince ve doğru rehberlik yapabilmesi için öğrenciyle arasındaki iletişim en üst düzeyde olmalıdır. Ailenin öğrenciyle sağlıklı

iletişim kurabilmesi için de doğru sözcükleri seçmesi, doğru davranışlar içinde olması gerekir.

Öğrenciyle ilgili beklentilerin özellikle sınav öncesinde çokça tekrarlanması, öğrenci tarafından değişik şekillerde yorumlanabilir. Beklentilerin sıkça ifade edilmesi sonrasında öğrenci “Başarılı olursam ailemin bana olan sevgisi artar.” düşüncesine kapılırsa, bu düşünce onu gerilime sokar. Sınav başarısı, öğrenci tarafından ailesinin sevgisini hak etmek için bir önkoşul olarak algılanmamalıdır. Aile, öğrencinin böyle düşünmesine veya hissetmesine yol açabilecek davranışlardan uzak durmalıdır. Öğrenciyi her koşulda seveceğini ona söylemelidir. “Sen bizim evladımızsın. Seni seviyoruz ve hep seveceğiz.” şeklinde açıklamalar yaparak öğrenciyi rahatlatmalıdır. Böyle bir yaklaşım, sınav öncesinde öğrencinin kendine güvenini artıracaktır. Öğrenci, ailesinin sevgisini kazanmak için özel bir gayret sarf etmek zorunda kalmayacağını anladığı için kaygılanmayacaktır. Bu rahatlama, öğrencinin sınavda daha iyi performans göstermesini sağlayacaktır. Sınavlar önemlidir. Her aile kendi çocuğunun sınavları kazanmasını ister, bekler. Ancak bu süreçte çocuğu kaybetme tehlikesi de vardır. Öğrenci, ailesinin sınavlara kendisinden daha fazla önem verdiğini hissederse, öğrenci kaybedilmeye başlanmış demektir. Bu durumda aile öğrenciyle iletişimini artırmalı, ona olan sevgisini daha belirgin şekillerde ifade etmeye çalışmalıdır. Onunla ilgilenmeli, daha fazla zaman geçirmeye dikkat etmelidir. Sorunlarını dinlemeli, problemlerin çözümü konusunda ona rehberlik yapmalıdır.

Sınavlar sadece birer fırsattır. Bu fırsatların bir şekilde telafisi vardır. Aile, öğrenciye sınavın bir ölüm-kalım meselesi olmadığını, yararlanılması gereken bir fırsat olduğunu, bu fırsat kaçırılsa bile hayatta başka fırsatların onu beklediğini, bir kapı kapanırsa başka bir kapının açılacağını anlatmalıdır. Önemli olan, ailenin elinden gelen imkanları öğrencinin istifadesine sunmasıdır. Öğrencinin de iyi niyetle ve elinden geldiğince bu imkanları sınavlara hazırlık adına değerlendirmesidir. Bundan sonrası, ne ailenin ne de öğrencinin sorumluluğundadır. Gerisi nasiptir. Sorumluluklar yerine getirildikten sonra, sonuç ne olursa olsun “Hayırlısı buymuş” şeklinde düşünülmesi, en doğru ve makul olan davranış biçimidir.

*Zirve Dergisi yazarı

Şartlı sevgi, güvensizliğe sebep oluyor


Mutlu bir aile ortamı oluşturmanın ana maddesi sevgidir. Kişi, sevgiyle kendine güven duymayı öğrendiği kadar diğer insanları sevmeyi ve güven duymayı da öğrenmektedir.

Bununla beraber sevginin şartlı olması kişide kaygı düzeyini artırmakta ve ileri derecede olduğunda kaygı bozukluklarına yol açmaktadır. İhmalkâr ve çocuklarına hiç sevgi göstermeyen ailelerin çocuklarında şizofreniye yol açacak kadar ciddi problemler görülürken, koşullu sevgide bir miktar sevgi olduğundan olumsuz etkileri de sevgisiz ve ihmalkâr ailelerin ki kadar olmayabilir. Bununla beraber sevginin şartlı oluşu bireye yeteri kadar sevilmediği ve anlaşılmadığı duygusu verir. Bu da kişinin kendisini sevgi açısından yeteri kadar güvende hissetmemesine yol açar. Sevginin koşullu olma derecesine göre ve diğer sebeplerle de birleşerek ruhsal sorunlar ortaya çıkabilir. Obsesif kompulsif bozukluk, depresyon, anksiyete gibi kaygı bozukluğuna dayalı rahatsızlıkların bir kısmının temelinde aşırı sevgi kadar koşullu sevgi de yatmaktadır.

Şartlı sevginin gösterildiği ailelerde şu gibi sözlere sık rastlanır:

Uslu bir çocuk olursan seni çok severim.

Hata karşısında: Benim senin gibi bir çocuğum yok.

Artık seni sevmiyorum ve affetmiyorum.

Seninle küseceğim ve konuşmayacağım.

Şartlı sevginin gösterildiği ailelerde çocuk, başarıya verilen önem sebebiyle başarı gösterdiği zaman daha çok sevildiğini düşünebilir. Bu durumda çocukların bazısı aşırı çalışarak ailenin sevgisini bu şekilde kazanmaya çalışır. Bir kısmı ise, “beni ben olduğum için sevmenizi istiyorum, koşullu olan sevgiyi istemiyorum” şeklindeki duygu ve düşüncelerle motivasyon sorunları yaşayabilir. Bu ailelerde anne- babanın birbirleriyle ilişkileri de koşullu sevgiye dayalı olabilir. Eşler hatalar karşısında birbirlerine karşı soğuk davranır, hatta günlerce küs kalabilirler. Bu da eşler arasında sevgide yetersizlik duygularına bağlı olarak aile içi iletişimde stresi artırır. Koşulsuz sevgi karşılıklı duygusal paylaşıma dayanır.

Koşulsuz sevginin gösterildiği karşılıklı duygusal paylaşıma dayalı iletişim şekli ise bütün aile bireylerinin özgüveninin gelişmesini ve aile birliğinin güçlenmesini sağlar. Bu ailelerde bireyler birbirilerini yaptığı bir şey nedeniyle değil, kendine has kişiliği ve varlığı nedeniyle sever. Sevginin koşulsuz olduğu ailelerde başarısızlık ve hatalar ders almak için fırsat olarak değerlendirilir. Önemli olan başarı veya başarısızlıktan çok gösterilen çabadır. Sevgi, sorumlulukların yerine getirilmesi konusunda kararlı olmayı engellememekle beraber hata karşısında kişi aşağılanmaz, yüzleşme ve kesin bir tavır gerektiğinde bu, sevecen bir şekilde yapılır. Aile fertleri sorumluluklarından kaçamayacaklarını; fakat yapılan hatalar sebebiyle sevgi bağlarının asla kopmayacağını bilirler.

Koşulsuz sevgiye dayalı aile içi iletişimde şu hususlara dikkat edilir:

Her birey kendine has kişiliği ve varlığı nedeniyle sevilir.

Sevgi, sorumluluklar konusunda kararlılığı engellemez.

Bireyler kendi standartlarına göre değerlendirilip başkalarıyla kıyaslanmaz

Hatalar sevgiyi azaltmaz, bağları koparmaz.

Davranış sorgulanır, kişilik aşağılanmaz.

ZAMAN

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 78 takipçiye katılın